Pazar, Haziran 07, 2009

Geçenlerde cesaret kavramı üzerinde düşünürken şunun farkına vardım: Zayıflıklarımı göstermekten çekinmem, kibirli/gururlu bir hareketten ziyade, zayıf görünmeye karşı beslediğim bir korkunun sonucu. Zayıf olmanın kendisinden bile korkmuyordum zayıflığımın görünmesinden korktuğum kadar. Hatta belki bu yazıyı İngilizce yazmamamın sebebi bile sadece bu karışık cümleleri çevirmeye üşenmem değil?

'Hayattaki problemler' hakkındaki görüşlerden birisi, sorunların birer buzdağı olduğu ve bizim sadece ufak bir kısmını görüyor olduğumuz. Benim için bu geçerli değil, ben suyun altındayım. Sorunlarımın, algıladığımdan çok daha büyük olmadığını biliyorum. Kötü giden şeyleri düzeltmek için imkanlarım var, sadece bu uzun zaman alacak; buzdağı, elinde imkanlar olmayanlar veya imkanları kullanamayanlar için.

Ama söz konusu akıl hastalığı olunca bu sorunu bir çığa benzetiyorum. Ufak, önemsiz bir kartopu yuvarlanıyor ve başka karları devirir. Su damlalarının miktarı bir seli sabit hızla artırırken, bu hız artışı bir çığda ivmeli bir şekilde gerçekleşiyor. Kendimi kötü hissettikçe ya insanlar benden uzak duruyor ya da insanları ben kırıyorum ve onları ben kaçırıyorum. Aylardır kimseyi kırdığımı hatırlamıyorum, ama neden bu kadar yalnızım? Başka 'sağlıklı' insanlar birbirlerini o kadar çok kırarken, küçük düşürürken benim yaptıklarım çok mu fazlaydı?



Bu yazıya sonra devam edebilirim.

Perşembe, Eylül 18, 2008

AGS Eğitselleri 2: Script yazımına basit bir giriş

Kullanıcıları kod yazmaya teşvik etmek için olsa gerek, eski versiyonlarda bulunan, sınırlı seçeneklere sahip olan Komut Seçme ekranı yeni versiyonda kaldırılmış. Mesela eskiden bir kapının üzerine göz ikonu ile tıklandığında bir yazının çıkmasını basit bir Komut Seçme ekranından ayarlayabiliyorduk ama artık bunu yapmak için önceki eğitselde anlattığım işlemi uygulamamız gerekiyor. Bu yüzden kod yazımını anlatmaya şimdiden bir başlangıç yapmak istedim.

AGS, C tabanlı bir script sistemi kullanıyor. Eğer C/C++’da tecrübeliyseniz AGS Scripting’e alışmanız zor olmayacaktır.

AGS Scripting’in C’den en önemli farkları, AGS’de sadece birer fonksiyonların içini komutlarla dolduruyor olmamız (yani #include’ları filan yazmamıza gerek yok) ve AGS’nin kendine özel çok sayıda fonksiyona sahip olması (her AGS’ye özel komut (mesela NewRoom) aslında bizim tanımlamamıza/yazmamıza gerek kalmamış birer C fonksiyonudur).

Bu örnekte yapılan şey, hHotspot1_look() fonksiyonunun içine, bu fonksiyon çağırıldığı zaman (yani kapıyı temsil eden hotspot’ı incelediğimizde) çalıştırılacak komutları yazmak.

C’de bir fonksiyonun içine yazılanlar, { ile } arasındadır (Eğer ilk {‘den sonra başka {‘ler de kullanırsanız o zaman fonksiyon, kullanılan {‘le aynı sayıdaki } ile biter).

AGS’deki her bir komutu teker teker anlatmak yerine, istediğiniz bir komuta nasıl ulaşabileceğinizi anlatayım:

Oyuncunun bir inventory item’a sahip olmasını istiyor ama bunu gerçekleştiren komutun ne olduğunu bilmiyorsunuz mesela. Help/Dynamic Help ile Dizin’de (veya İçindekiler’de Scripting’in altında istediğiniz script’in konusuyla ilgili olabilecek klasörde) sıralı kodlara göz atmanız, uğraştırıcı ama etkili bir yol (Inventory items klasöründe değil de character functions’ta listelenmiş, çünkü bir karakterin bir nesneye sahip olması, karakterle ilgili bir komuttur).

Buradan AddInventory komutunun açıklamasını inceliyoruz.
Verilen örnekte
cEgo.AddInventory(iKey); komutu kullanılmış.
 
AGS’nin nesne tabanlı programlamasında c ile başlayanlar karakterlerin, i ile başlayanlar da inventory nesnelerinin
isimlerini temsil etmekte (AGS’nin sağdaki arayüzünden Characters ve Inventory Items’tan ihtiyacımız olan
isimleri öğrenebiliriz).
 
 
Demek ki fonksiyonun içine yazılması gereken kod cEgo.AddInventory(iKey);
 
C’nin kod formatı   Kod(parametre,parametre,parametre, ….); şeklindedir. Bir kodu bitirmek için ; kullanılır,
parametreler de ( ile ) arasına virgülle ayrılarak yazılır. Eğer o kod hiçbir parametre almıyorsa
(mesela RestartGame)
o zaman RestartGame(); şeklinde yazılır.
 
Nesne tabanlı kodlamada ilk önce o nesnenin ismi  (mesela Ego karakterinin script ismi cEgo,
ama oyuncu karakteri tanımlamak için player da kullanılabilir), nokta, sonra kodun kendisi yazılır.
player.AddInventory(iKey);  ile AddInventory(2); aynı işlevi görür.
Nesne tabanlı kodlamada parametreler genellikle isimken öbüründe kullanılacak nesnenin numarasıdır.
  

 
Kodu klavyeyle kendiniz yazarken farkedeceksinizdir, AGS kodu isteğinize göre kendisi tamamlabiliyor.
cEgo’dan sonra noktayı koyduktan sonra çıkanlardan da AddInventory’i bulabilirsiniz.
(yani eğer üzerinde işlem yapılacak doğru elemanı –burada cEgo- bulduktan sonra Help’e bile bakmanıza gerek
kalmıyor).
 
 Bu sefer ChangeRoom’u deneyelim. 
Karşınıza böyle bir şey çıkacak. Burada girmeniz gereken parametrelerin türleri belirtiliyor. 
Başında optional olanları girmenize gerek yok, mesela burada yeni odanın x ve y değerini girmezsek
o zaman eski x ve y değerleri kullanılmakta.
 
Bir komutun hangi parametresinin ne yaptığını görmek için o komutu Help’te incelemenizi tavsiye ederim.
 
int room ile kastedilen şey, Ego karakterinin gideceği yeni odanın numarasıdır (int: tam sayı, integer demektir). 
 
 
 
Sanırım bu kadar bilgi başlangıç için yeterlidir? İleride kod yazımı hakkında daha ayrıntılı bilgiler vereceğim.
 
 
 

Adventure Game Studio v3.0- Başlangıç

Adventure Game Studio (AGS) ile oyun yapmaya nasıl başlanılması gerektiğini anlatan bu makaleyi yenilememin nedeni hem varolan makalenin AGS’nin eski sürümüne dair olması, hem de makaleyi yayınladığım web sitemin (coolbluegames.com) ölmüş olması.

AGS, bir adventure oyunu yapmak için en kullanışlı programlardan biridir. Basit arayüzü ile (gerçi artık o kadar basit değil) yapmak istediğiniz macera oyunlarındaki karakter, envanter eşyaları, dialoglar gibi macera oyunlarındaki önemli öğelerin ayarlarını yapabilirsiniz. Ve AGS ile basit bir macera oyunu yapmak için programlama bilmenize gerek yoktur, ama AGS ile beraber gelen AGS Script'i öğrenirseniz yaptığınız oyuna yeni özellikler ekleyebilirsiniz. Mesela Asporia: Gizli Tehdit gibi bir RPG yapmak için AGS scripting'i bilmek gerekiyor. Yani AGS sadece adventure oyunları yapmaya yaramıyor, isterseniz script kullanarak bir dövüş oyunu bile yapabilirsiniz.

Ve en önemlisi de, AGS’nin yeni sürümüyle birlikte oyunda herhangi bir olay gerçekleşebilmesi için (mesela kapıya tıkladığınızda oyuncunun “Güzel kapı” demesi kadar basit şeyler için bile) artık kod yazmanız gerekiyor. Size bazı basit kodlara nasıl ulaşabileşeceğinizi de göstereceğim.


AGS Arayüzü

Arayüzdeki bazı bölümler AGS-Başlangıç seviyesi için uygun değil ve bir macera oyunu yapabilmeniz için o bölümlere girmek zorunda değilsiniz. Bu bölümlerde "Başlangıç için gerekli değil" yazıyor. O kısımların nasıl kullanıldığını daha sonra yazacağım makalelerde açıklamayı düşünüyorum.

General Setting: Buradan oyunumuzla ilgili genel ayarları yapabiliriz. Mesela Resolution ile oyunun çözünürlüğünü, Default transition when changing rooms ile oyundaki odaların değişme efektini filan ayarlayabiliriz.

Colours: Oyununuz içinde, seçtiğiniz renk derinliğine göre kullanılabilecek renkleri ve renklerin sayısal değerlerini (kod içinde kullanabilmek için) görebileceğiniz yardımcı bir kısım. Başlangıç için gerekli değil

Sprites: Oyunda kullanılacak olan bütün 2D grafik öğelerini buradan oyuna ekleyebilir ve kullanabilirsiniz.

Text parser: Metin tabanlı bir oyun yaptığınız takdirde, oyuncunun gireceği kelimelerle ilgili ayarları (mesela eşseslilik veya oyun tarafından ihmal edilecek kelimeler) yapabileceğiniz kısım. Başlangıç için gerekli değil

Lip sync: Çok gelişmiş bir oyunda, karakterlerin dialoglarında kullandıklar heceler, karakterlerin dudak hareketlerini belirleyebilir. İşte burada gerekli ayarlar yapılıyor. Başlangıç için gerekli değil

GUIs: Oyununuzdaki arayüzlerin ayarları. Mesela default bir AGS oyununda mouse imlecini ekranın üstüne getirirseniz bir menü ortaya çıkıyor. İşte bunları GUIs bölümünden ayarlıyorsunuz. Başlangıç için gerekli değil

Inventory Items: Oyundaki envanter eşyaları. Bunlar da anahtar, dergi, yumurta, kalem gibi adventure oyunlarında kullanılacak eşyalar.

Dialogs: Oyundaki karakterler arası konuşmalar.

Views: Sprite Manager ile oyuna eklediğiniz sprite'ları karakterler ve (eğer animasyon kullanıyorsa) objeler için kullanırken View bölümünden gerekli sprite'ları düzenlemeniz gerekir.

Characters: Oyununuza karakter ekleyeceğiniz ve gerekli ayarları yapacağınız yer.

Fonts: Oyundaki yazıların fontlarını düzenleme. Başlangıç için gerekli değil

Global variables: İleride scriptleri etkin bir şekilde kullanmaya başlayacağınız zaman ihtiyaç duyabileceğiniz bir kısım, global değişkenler. Başlangıç için gerekli değil

Scripts: Oyunda kullandığınız scriptleri düzenleyebileceğimiz bir yer. Başlangıç için gerekli değil

Plugins: Eğer AGS’ye ek olarak plug-in yüklediyseniz, oyunda bu pluginin kullanımını düzenleyebileceğiniz kısım. Başlangıç için gerekli değil

Rooms: AGS içerisindeki en önemli kısımlardan birisi, oyunda kullanılacak sahneler. Kullanımını ayrıntılı bir şekilde anlatacağım.

Translations: Eğer oyununuzu birden fazla dilde yayınlamak istiyorsanız, çeviri dosyalarını düzenleyebileceğiniz bir kısım. Başlangıç için gerekli değil

İlk Oyunumuzu Yapalım

Eveet, artık işe başlayabiliriz. Şimdi AGS'yi açın ve Start a new game'i ve Default Game’i seçin. Çıkan boşluklara oyunun ismini, oyunun sahip olmasını istediğiniz dosya adını yazın data dosyalarının yer almasını istediğiniz klasörü belirleyin.

Karşınıza AGS’nin start-up ekranı çıkacak; eğer her AGS’yi açtığınızda bu ekranı görmek istemiyorsanız File/Preferences ile çıkan pencerenin sol tarafındaki Editor Appareance’deki When the editor starts up’tan bunu ayarlayabilirsiniz.

Şimdi sağ taraftaki AGS arayüzünden General Settings’i açıp oyunun çözünürlüğünü seçelim. Size tavsiyem şimdilik 320*240'ı ve her ihtimale karşı 32-bit’lik color depth’i seçmeniz.

Başka bir tavsiyem de Scripting bölümünden Enforce new-style strings’i ve Enforce object-based scripting’i false yapmanız. Bu seçenekler, AGS’deki bir takım yenilikleri kullanmanızı zorlamaktan başka bir şey yapmıyorlar, başlangıç seviyesindeki bir yapımcının bunları kapatmakta hiçbir kaybı olmayacaktır.

Şimdi Paint'i açın ve 320*240 boyunda bir oda resmi yapın.

Bu resmi de bilgisayarınıza kaydedip kullanabilirsiniz.

Sonra Rooms’tan 1’in Edit room’unu seçip odamızı yaratalım.

Background to Display’i Main Background olarak bırakıp yanındaki Change butonuyla odamızı oyuna yükleyelim. (Main Background’ın altındaki import new background, animasyonlu arkaplanlar için filan kullanılıyor. Şimdilik onunla işimiz yok)

F5’e (veya AGS’deki Run butonuna veya Build/Run’a) basın ve oyunu test edin.

Şimdi odanın tam ortasında hareketsiz bir adamın (adı Roger ) olması ve oyunun pencere içinde açılmış gerekiyor.

Roger odanın tam ortasında, çünkü henüz 2 boyutlu düzlemdeki koordinatlarını belirlemedik, ve default olan x=160 y=120 koordinatı kullanılıyor.

Roger hareket edemiyor, çünkü henüz Walkable Area'ları düzenlemedik.

Room Editor'de mouse'u odanın üstünde gezdirdiğimizde Mouse Pos. yazısının sağındaki sayıların değiştiğini fark ettiniz mi? İşte bunlar oyundaki koordinatlar. Oyuncu karakterin odanın neresinde başlamak istediğini belirleyin (örneğin x=150 y=210 benim yaptığım oda için uygun bir koordinat) ve bu sayıları Characters ekranında Roger'ın (cEgo) sağ alttaki Start in room bölümündeki boşluklarına yazın.(160 - 120'nin yerlerine).

Walkable Area'ları ayarlamak için ise Show this room's bölümünden walkable areas'ı seçin. Sonra sağ üstteki çizim butonlarından birini seçerek (mesela Draw Freehand) aynı Paint'te olduğu gibi oyuncunun yürüyebileceği alanları çizin (ve Fill Area ile içini doldurmayı unutmayın.). Mesela benim çizdiğim odadaki gri renkli zemin. Tekrar odayı kaydedip oyunu test edin. Eğer bir şeyleri yanlış yapmadıysanız bu sefer Roger'ın yürüyebildiğini göreceksiniz.

Şimdi işi biraz daha ilerletelim. Size hotspotları anlatayım.

Hotspotlar, bir adventure oyununda örneğin bir kapıya tıkladığınızda yeni bir odaya geçmeniz veya bir vazoyu incelemek için göz ikonuyla tıkladığınızda size o vazo hakkında bilgi verilmesi gibi olayların sağlandığı room içindeki arealardır. AGS'de hotspotları oyuna nsaıl walkable area eklediyeseniz öyle de ekleyebilirsiniz. Show this room's bölümünden Hotspots'u seçin ve kapının üstünü bu hotspot ile kaplayın.








Şimdi kapıyı incelediğimiz zaman bir mesaj çıkmasını istiyoruz. Sağ alttaki menüden yarattığımız Hotspot’ı seçip (sağdaki resimde 1 diyor ama sizin yarattığınız muhtemelen 0’dı) events’e tıklayıp oyuncunun hotspot’la çeşitli etkileşimleri sonucu nelerin gerçekleşeceğini belirliyoruz.

Mesela kapıya göz ikonuyla tıkladığımızda ekranda “Guzel bir kapi” yazmasini sağlamak için Look at hotspot’a tıklayın. Çıkan isim boşluğuna bir şey yazmak zorunda değilsiniz ama “… “ya tıklayarak kodları yazmamız gerekecek.


Bu { ile } arasına istediğimiz kod parçasını yazıyoruz. Mesela ekranda “Guzel bir kapi” yazması için yazmamız gereken kod Display(“Guzel bir kapi.”);


İşi biraz daha ilerletelim ve size oyunda odalar arası değişimin nasıl yapıldığnı göstereyim.

Oyunda değişen odalar olabilmesi için önce ne lazım? Tabi ki yeni bir oda... AGS’nin sağındaki Rooms’a sağ tıklayıp Blank Room’u seçin ve yeni bir oda yaratın.

İsterseniz 2'nci odanın (daha doğrusu; sahnenin) arkaplanı bu olsun?

Birinci odadaki kapıya dokunduğumuzda bu odaya girebilmemiz için, birinci odaya geri dönün ve kapının üzerindeki hotspot’taki Interact hotspot’a biraz önceki işlemleri uygulayarak kod olarak NewRoomEx(2,70,200); yazın. Buradaki 2, oda numarası; 70 ve 200, başlama noktasının X ve Y değeri. (Eğer benim başlarda verdiğim tavsiyeyi gözden kaçırıp Enforce object-based scripting’i true olarak bıraktıysanız, yazmanız gereken kod player.ChangeRoom(2, 70, 200); olacaktır. İkisi de aynı işi görüyor, ama eğer o seçenek true olarak kalırsa ilk verdiğim türdeki kodları kullanamıyorsunuz).

Şimdilik sanırım bu kadar yeter. Şimdi sırada karakter hazırlama, oda scripti ve dialog scripti yazma gibi konular hakkındaki makalelerde.

Kolay gelsin :)

Ahmet "Gord10" Kamil Keleş

Pazar, Temmuz 06, 2008

Bugünkü bulşmadan erken ayrılmak zorunda kaldım. O kadar öfkeli hissediyordum ki, bunu dışarıya belli edebilirdim. hayır, buluşma güzel geçiyor, öfkemin nedeni herhangi bir kişinin yaptığı bir şey değildi. Ortamın havasını bozmamak için, uzun bir süre önce sipariş ettiğim ama bir türlü getirmedikleri waffle'ımın gelmesini beklemeden parasını ödeyip çıktım.

Uzun bir süredir üzerinde çalıştığım fotomanipülasyon çalışmasını biraz sonra yok edeceğim. Tamamen. Gereksiz bir şeydi zaten.

Alkole tekrar başlamak istiyorum, ama güçlü olmak zorundayım. Kendim ve ailem için.

Cuma, Temmuz 04, 2008

Casper

...sonra bir şeyler yazarım belki..

Perşembe, Temmuz 03, 2008

Bahçede kahvaltı



Şifa dilekleri için herkese teşekkür ederim. Birkaç gün daha kullanmam gereken antibiyotiklerin beni yorması ve arasıra öksürük nöbetleri geçirmem dışında oldukça iyiyim.

Fotoğrafın adı "Bahçede Kahvaltı", ama bu bir kahvaltı değil, akşam atıştırmasıydı (ne biçim bir diffuse glow kullanmışım, bütün gökyüzü bembeyaz olmuş. Heh). Hava çok daha karanlıktı ama objektifi uzun süre açık kalacak şekilde ayarladığım için böyle bir görüntü yakalayabildim.

Dandik bir fotoğraf. DeviantArt'a koymaya utandım. Ama bu fotoğrafı sevdim, çünkü bana güzel şeyleri hatırlatacak: Hastalıktan sonra sağlığa kavuşmayı ve huzuru. Evde anne ve babamın var olduğunu ve kimsenin beni rahatsız edemeyeceğini bilerek yediğim bir fırın pizzası, yanında en sevdiğim kupamda bir sütlü kahve.


---

Bilgisayarım özellikle bu son günlerde sürekli kilitlenip duruyor (bu yazıyı yazarken de sürekli kilitlendi, iyi ki autosave şeyşi var). Sinir bozucu. Tamirci çağıracağım. İşe bak, bilgisayar mühendisliğinde okuyorum ama bilgisayarımın neden kilitlendiğini bilmiyorum. "Ahmet nasıl olsa bilgisayar mühendisliğinde. Ve eskiden oyun yapıyormuş. Şimdi o bilgisayardan çok iyi anlar." beklentisi rahatsız edici.

---

Saçımın uzamasını da sevmiyorum. Yine koyuna döndüm. Courage Mask'teki halimden biraz daha uzasın saçım, hemen koyuna dönüyorum. Keşke saç uzunluğum hep o uzunlukta kalabilse. Ve kaşlarımı da hep gizleyebilsem. Yarın sabah ilk işim berbere gitmek olacak.

---

Sürekli madde madde yazmaya başladım. İyice dağılmış düşüncelerimi en iyi bu şekilde ifade edebiliyorum. Sonra yine eski halime dönerim, eheh.

---

Snake oyunumun gelişmeleri iyi gitmiyor. Birkaç gündür bir kuyruk kodlamaya çalışıyorum: Yılanın kuyruğunu da yanlara doğru, parabolik bir şekilde hareket ettirebileceğiz. Parabolik hareketi sağlayabildim, ama bunu yaptıktan sonra yılanın kuyruğu kopuyor (ve nedense bazı yönlere hareket ettiği zaman da kuyruk, ekrandan aşağıya doğru düşüyor). Algoritmamda ciddi bir mantık hatası yapmış olmalıyım ama bunu bulamıyorum. Pıff.

---

Rüyamda, yeni korku oyunları yaptığımı ve onları oynadığımı görüyorum. Onlardan bir tanesini şu an net bir şekilde hatırlıyorum, istesem şimdi bile yapmaya başlayabilirim, ama o kadar güzel bir oyun değildi. Yine de belki o gördüklerimi sonra geliştirebilirim.

---

Güzel bir fotomanipülasyon çalışmasına başlamak üzereyim. Bittiğinde görürsünüz neyle ilgili ve nasıl olduğunu.


---

Dün gece gördüğüm bir fotoğrafın da etkisiyle, çok uzun süredir yazmak istediğim "Ahlak" konusu hakkındaki yazıyı yazacaktım ama vazgeçtim. İngilizler sofrada siyaset ve din konuşmayı ayıp olarak görürlermiş, zira bu konular sofranın huzurunu kaçırırmış. Yazacağım şey ne siyaset ne de din hakkında, ama huzuru bozabileceği gerçeğini değiştirmiyor.

---

Çarşamba, Temmuz 02, 2008

Saplı iğne

"Sanırım iyileştim. Boğazımın ağrısı ve bulantım tamamen geçti." demiştim bir süre önce. Ama ben bunu yazdıktan birkaç saat sonra boğazıma saplanan görünmez bir iğne bana öyle düşünmediğini söyledi. Bir boğaz ağrısının bu kadar sancılı ve uzun sürebileceğini bilmezdim. Ateşim çok yükselmedi, nabzım da çok fazla düşmedi ama yine de günümün büyük bir kısmı yatakta geçti. (kalbimin ritminin yeniden bozulduğunu hissediyorum)



Şu an iyiyim, acı hissetmiyorum ve yüzümü yıkayıp gözlüğümü takacak kadar da sağlıklı hissediyorum (anti biyotikleri önceden kullanmam lazımdı sanırım). Umarım bu durum uzun sürer.

Şunun farkına tekrar vardım ki bilgisayara çok kötü bir şekilde bağımlıyım. Yataktan çıkabildiğim zamanın büyük bir kısmını forumlarda, Facebook'ta filan dolaşarak geçirdim, gözlüksüz ve hasta bir şekilde tuhaf yorumlar ve espriler yaptım. Yapmayı en çok istediğim şey, Dev-C++'ı açıp Yılan oyunuma devam etmekti, ama kafamı programlamaya verecek kadar iyi hissedemedim kendimi.

Yazı yazmaya bağımlı kaldım. Blog sayfama ve forumlara. Gözlük takabilecek hale geldikten sonra yaptığım ilk şey OGZ Forumları'ndaki Agnostizm başlığına yazı yazmak oldu (aslında canım bir sürü şey yazmak istiyordu ama o zaman iyice konunun dışına çıkabilirim).

---

Hastayken rüyamda Melona'yı gördüm.

Beyaz ışığın içinde, beyaz elbise içinde, beyaz teni ve parlak kızıl saçlarıyla bir meleğe benziyordu. Beni iyileştirmeye çalışan, beni yakışıklılığım ve erkekliğim için değil, olduğum kişi olduğum için seven, bir canavarın görünüşüne sahip olsam bile bana dokunabilecek mükemmel bir aşık.

Onun göründüğü rüyaların hepsinin bir arkaplan müziği var (ahahah, evet, sinemayı ve oyunları bu kadar çok seven birisinin, soundtrack içeren rüyalara sahip olması şaşırtıcı değil!). Enya'nın veya Yanni'nin eserlerine benziyorlar. Belki zaten önceden dinlediğim parçaları rüyamda tekrar duyuyorum, ama rüyamdan uyanıp müziği hatırlayabildiğim ve "Acaba bu hangi parçaydı?" diye düşündüğüm zaman, bildiğim hiçbir şarkıya benzemediğini farkediyorum. Belki de ben bir müzisyenin yeteneğine sahibim, ama o besteleri uyanık olduğum zaman yapabileceğimden, hatırlayabileceğimden şüpheliyim.

----

Streptococcal pharyngitis. Hmmfs. Hastalığım bu sanırım.

Hele bir iyileşeyim, McDonalds'a gidip koca bir tepsi dolusu ıvırı tıkınmazsam kafama o palyaçodan düşsün.


---

Evde canım sıkılıyor.


---


Lost in the Nightmare'ı oynayıp çok beğenen oyuncuların bir kısmının beni bir dahi olarak nitelendirip şımartmalarına izin vermemeliydim (evet, sadece birkaç kişi benim dahi olduğumu söyledi diye kendimi dahi sanabilmişim). Masters of Horror'ı izleyip hayal kırıklığına uğradığım (evet, sevemedim) ve Danse Macabre'ı okuyup iyice gaza geldiğim bu dönemde zihnimde "Mistscent'i yap!" düşüncesinin dumanı tütüyor, ama sorun şu ki, kafamdaki fikirlerin hiçbiri yeteri kadar iyi değil.

Pazartesi, Haziran 30, 2008

Ağrı

Uyarı: Üzüntü ve kendi kendine acıma tripleri


Cumartesi günü o kadar terledikten sonra bir sürü buzlu içecek içmiş olmanı cezası bu kadar kötü mü olmalıydı? (Belki çalışma ve yatak odalarımın camlarının gece-gündüz açık olmasının da etkisi vardır; ama açık cam beni hiç bu kadar çok etkilemezdi)

Basit bir boğaz ağrısıyla başlayan hastalığımın iyice ilerlediğini hissediyorum. Hayır, ateşim çok yüksek değil, ama en son ne zaman sıcak bir havada böylesine titrdiğimi hatırlamıyorunm. İlaçlar sayesinde bilgisayarın başına geçip yazı yazabilecek kadar iyi hissediyorum şu an, ama bu etki çok uzun sürmüyor. Zaten saatlerdir acı içinde yatıyorum, bugün yapabileceğim ve yapmayı en çok istediğim şeylerden birisi yazı yazmak. Elimdeki kitapları da hasta yatağımda okumaya çaışıyorum ama dikkatimi vremediğim için 3-4 sayfda bir başımı geri yastığa koyuyuorum. hastalık cab sıkıcı



yazıyı, ana makinanın bulunduğu çalışma odamdan değil de evin salonundaki dizüstüden yazıyorum. O odaya gitmek istemiyorum, çok havasız geliyor. Camı açık olsa bile. Sigarayı çok uzun bir süre önce bırakmış olduğum için kendimi takdir ediyorum; zor nefes almak ne kadar kötü bir şey... Hastalığım bitince tekrar yeterli bir şekilde nefes almaya başlayacağım, ama eğer sigaraya devan etmiş olsaydım, üfff... Yeşilaycılık ftw


Ve yazıyla büyük bir tezat oluşturacak bir şey söyleyeceğim; hastalığım dışında kendimi mutlu hissediyorum. Psikiyatristle sorunlarım hakkında konuştuğumdan beri sorunlarımdan kurtulmuş (belki de kaçmış, bilmiyorum) gibi hissediyorum. Psikologa gitmek istiyorum, ama bana yapılan testlerin sonuçları belki de benim psikiyatristte kalmam gerektiğini belirtir? Umarım bunu belirtmez. Rorschach testinde gördüğüm şeylerin yarısı birer şeytandı.

Ama yine de mutlu hissediyor, iyileştikten sonra yapacağım şeyleri düşünüyorum. Şu an ağrılarım iyice azalmaya başlad zaten. Bir insan Rorschach testinde iblisler görüp de kendisini huzurlu hissedebilir mi, ben hissediyorum. Sadece pişmanlık duyuyorum, özrünü nasıl dileyebileceğimi bilmediğim şeyler yaptığım için (aslında biliyorum; iyileşmek ve düşünce kalıplarımı yıkabilmek). Birisine sayfalar dolusu mektup yazmak istiyorum ama yüzüm yok.




---

Pazar, Haziran 29, 2008


Courage mask by ~CoolBlue-Gord10 on deviantART


Kişisel bir fotomanipülasyon çalışması.

Maskenin yerleşimi çok dandik oldu, istediğim gibi yapamadım. Ama en azından aklımdaki şeyleri biraz olsun görselliğe dökebildim.


Arleon, bir maske mi? Bilmiyorum.


-

Cumartesi, Haziran 28, 2008


















Bir hikaye yazacaktım...

Perşembe, Haziran 26, 2008

Ahmet'in Yılanı




Günlerdir C++ ile üzerinde çalıştığım oyunun ilk versiyonu. Şu an için normal bir Snake oyunu formatında, ama aklımda bazı fikirler var. Bittiği zaman görürsünüz.

Yine Allegro kütüphanesine teşekkür ediyorum.

Beng, beng!

Umarım ki Türkiye Milli Takımı'nın bugünkü maçta yenilmesi, çekilecek tetiklerin sayısının azalmasını sağlamıştır. Bu akşam birkaç el silah sesi duydum, ama önceki maçlardakinden çok daha azdı.

Cidden merak ediyorum; gazetelerde, dergilerde, televizyonda kendilerine "maganda" denildiğini gördükleri zaman ne yapıyorlar, ne düşünüyorlar? "Tamam, havaya silahla ateş eden magandalar var, ama ben elit bir insanım, nereye ateş edeceğimi düşünüp öyle ateş ediyorum. Ben maganda değilim." mi, "Eheheh, ben yakalanana kadar istediğimi yaparım." mı diye düşünüyorlar yoksa "Bana nasıl hakaret ederler?" diyerek televizyonu kırıp gazeteleri yırtıyorlar mı?

Bir spor müsabakasında galibiyet kazandık diye vatanınızı ve milletinizi, sporla ilgilenmeyen insanlardan daha mı çok sevmiş oluyorsunuz? Güneydoğu'dan gelen şehit haberlerinin arttığı dönemlerde balkonunuza bayrak takan komşularım, sizin maçlarda ve yılbaşında sevinip havaya silah attığınızı gördüm. Lanetlediğiniz terörün aynısını şu an siz başkentte tekrarlamıyor musunuz?

Çarşamba, Haziran 25, 2008

Cesaret,

........aslında korkunun sonucu mudur?



23 Haziran sabahı çok korkutucu bir haber almıştım. Babam, bilgisayarın başındayken ekranda birden bire, bana yazılmış olan bir tehdit mesajının göründüğünü söylemişti. Özellikle de geçen günkü hack olayından sonra, birilerinin benim peşimde olduğuna inanmaya başlamıştım. Akşam babama kızacaktım, çünkü o gördüğü şeyin aslında basit bir pop-up olduğuna (girdiği bir siteden çıkmış) ve üzerinde "Admin'e uyarı!" yazan her haltın CoolBlue Games adminine yazılmış olamayacağına kanaat getirecektim (sabah benimle öyle bir konuşmuştu ki, elimde kanlı bir mektup varmış gibi hissetmiştim).


Ama bahsetmek istediğim şey bu olay değil.

Babamdan bu tehdit haberini aldığım 1-2 saat içerisinde ve sonrasında nasıl hissettiğim.

İlk başta sinirlerim bozuldu, ağlayacak gibi oldum, en yakın arkadaşıma bir mektup (şeker) yazdım, öfkeli ve tedirgin bir şekilde evin içinde dolaştım.

Ve sonra, kendimi inanılmaz cesur hissetmeye başladım. "Ne yapabilirler ki? Çapulcular. Gelecekleri varsa görecekleri de var."



Cesareti tetikleyen şey korku mudur? Endişelerimi ve cesareti birer gel-git veya sinüs/cosinüs grafiği gibi hissetmeye mi başladım?



Şu an kendimi cesur hissetmemin nedeni, bugün 13 saat sonraki randevum mu?




-

Pazar, Haziran 22, 2008

Rüya Günlükleri

http://ruyagunlukleri.blogspot.com/

Bir süredir takip ettiğim blog. Şu an itibariyle Diabolic, Jhemm ve Aileena yazıyor. Çok güzel yazılar var, okumanızı tavsiye ederim.


-

Ve hazır konu sevip de paylaşmak istediğim şeylerden açılmışken, DeviantArt'ta görüp de çok sevdiğim çalışmaların linklerini de vereyim.


Chaos Queen
Tılsımımsı... MorbidiaMorthel'den.

L'Ataraxie
Decrepitude'dan. "Acıları itiraf edemeyecek kadar gururlu."

Black Lips
Zzarr'dan. Ürkünç.

Won't Let You Fall
Saarl'dan. Etkileyici!

Resurrection
Suicide777Bomber'dan. Bana Silent Hill'i hatırlattı, ama bu çalışma bana daha da ürkütücü geldi.

Free
Losmios'u izlememe neden olan çalışma. Duvarkağıdı versiyonunu daha çok sevdim Free'nin.

Norhern Night
Valse Des Ombres'in bu çalışmasını neden bu kadar sevdiğimi açıklamama gerek var mı?



Bir de bu eski çalışmamı buraya yeniden koyayım.



Ashes and Ghost :Resubmission: by ~CoolBlue-Gord10 on deviantART

Çok eski bir fotoğraf, bilmemkaç yıl önce çekmiştim. Ama hâlâ severim.



Ve yine çok alakasız olarak; biraz önce arşivimde bulduğum bir fotoğraf. Birkaç aylık eski sanırım. Biraz sinema filmi havasına soktum.


"Neden saç ve sakal uzatamıyorum?" sorusunun yanıtı.


-
In the ocean, deep down
Under raging waves, wrapped in memories, you'll find
Wrecks of stately ships, they all went astray


Dün gece yediğim çiğ yemek yüzünden kusmak üzereyken zihnimde bir şarkı yankılanıyordu: Therion/Lemuria. Mitolojiye ait bir kayıp kıtayı anlatan bir şarkının bu kadar hüzünlü olması bana biraz anlamsız gelmişti.


Captain, did you find
Land of Mu, Eldorado for the seaman?
Or did you sink in dreams and lose your ship
In the Sirens' symphony?


Lemuria'da ne anlatıldığını dün gece kusmak üzereyken anladım: Denizcilerin El Dorado'su, Ahmet'in Mistscent'i ve Arleon'un Asporia'sı. Ulaşılamayanlar.

Belki de o şarkının hiç böyle bir allegorik yönü olmadı, ben böyle bir anlam yükledim şarkıya, bilmiyorum.

-