Bazı sabahlar, annem uyandığımı görür ve babama "Oğlumuz açgöz olmuş, babası!" der. Babam da "Oğlumuz açgözlü değil!" der. Ama annemin açgöz ile kastettiği "açgözlü" değil, "gözü açılmış, uyanmış olan"dır.Peki bu ev içi ritüeli neden burada anlattım?
Çünkü bu sefer bahsetmek istediğim şey, açgözlü birisi olmam.
Bugün arkadaşlarımla arcade salonuna gittik.
Oynayabileceğimizden daha fazlasını karşılayacak miktarda jeton satın aldım.
Parayla satın alınabilecek şeyleri almayı seviyorum. Jetonlar bana altın paralar gibi geldi.
Eskiden, çok sevdiğim dijital eğlenceye hep bir sınırların gerisinden dokunabilirdim.
Şu an istersem sol elimle 10 tane jetonu şıngırdatabilirim (9 tane değil, 10 tanelermiş). Şu an bir işe yaramayacaklar ama oraya yakın bir zamanda tekrar gidip onları harcayacağım.
Annem jetonları gördü. Bana pis bir bakış attı (ateri salonuna gittiğim için mi, o kadar çok jetonu aldığım için mi, yoksa ikisi mi bilmiyorum). Açgözlü birisi olduğumu itiraf etsem mi?
--
Parayla bir şeyler satın almayı seviyorum. Karnım aç olduğunda bir lokantadaki en iyi, en doyurucu yiyeceği. Sonra o karışık ızgaranın son parçalarını dolu karnımla yiyebilmek için kendimi zorlayacak olsam da.
Çünkü, lanet olsun, parayla alamayacağım başka şeyleri çok istiyorum ama onları asla elde edemeyeceğim. Yakın bir süre sonra psikologa gideceğim, elde etmek istediklerimi artık istememek için ona para vereceğim. Ama sonra başka şeyler isteyeceğim, yine sahip olamayacağım başka şeyler.
Böyle anlarda, pencereden içeri girip kafamı dağıtacak bir maganda kurşununu özlüyorum. Ama o kurşun bile asla gelmeyecek. Gelse gelse beni canlı ve sakat bırakacak bir kurşun gelecek, biliyorum. Bu yüzden pencereden uzak duruyorum.
